Yazı Detayı
22 Ocak 2018 - Pazartesi 17:16
 
Ölüm Gelenekleri
Ümit Kayaçelebi
 
 

   Van’da Birisi vefat ettiği zaman eğer mevsim yaz ise mevtanın yattığı odanın pencereleri açılır ve oda havalandırılır. Vefat gece olmuş ise odanın ışığı söndürülmez ve mevta kıbleye doğru yüzü çevrilerek bir yatağın üzerine bırakılırdı.  Ve karnının üzerine şişmesini önlemek için bıçak veya temiz bir demir parçası bırakılır ve gözleri de kapatılırdı.

   Okuması bilen merhum veya merhumenin başucunda Kur’an okunur; yalnız bırakılmaz. Her yörede olduğu gibi Yaygın olan inanışa göre, ölü elden geldiğince çabuk gömülmeye çalışılır.  Bu arada aileden ve yakınlardan birileri hemen mezarlığa giderek bir mezarcı bularak bir mezar kazdırır. Biri sal getirmeye gider, biri camiye giderek küçük camii veya büyük camideki hocalardan birisine giderek öğlen veya ikindi, de artık cenaze hangi zamanda kaldırılacaksa ona göre sala vermesi söylenir ve salada ölenin yakınlarının ismi çok fazla olmamak üzere sırayla yazdırılırdı.

   Bundaki sıralamada ölen erkek ise oğulları, kardeşleri önce okunurdu. Kadın ise kocası ve oğulları gerekirse diğer çok yakınlarının salada isimleri okunurdu. O yıllarda hocalar minareye çıkıp ezan okudukları zaman şehirde bulunanlar salayı çok rahat duyabiliyorlardı. Salayı okuyan hocaya da gönlü hoş olsun helal etsin diyerek zarf içinde veya açıktan ufak veya ölü sahibinin maddi durumuna göre daha fazla miktarda bir meblağ para takdim edilirdi. Yalnız hoca değil ölüyü yıkayan hoca efendi veya hoca hanıma, mezar kazana, cenazeye eşlik eden hoca efendiye de ölü sahipleri değil komşuları, akrabaları veya yakınlarından biri verir daha sonra alıp almamak da artık kendi aralarında kalmış bir şeydi Genelde kimse verdiğin kolay kolay da almazdı. Sırf benim de bir hayrım olsun düşüncesi hâkimdi insanlara.

   Ancak zamanla şehir kalabalıklaşmaya başlayınca hocalar minareye çıkmaz ve salaları camii içinden okumaya başladılar ve bu bugünde böyle devam etmektedir.

   Evde haliyle bir hüzün hâkim olmasına rağmen ölünün bir an evvel kaldırılmasını teminen aile büyükleri metaneti muhafaza ederek gerekle organizede bulunurlardı.

   En yakın camiye giden birisi yardımlaşarak teneşir ve tabut getirir ve haliyle eskiden her evin bir bahçesi olduğundan bahçede münasip bir yer çarşaflarla kapatılır ve teneşir kurulurdu.

    Tabi ki ölen sıcak su ile yıkanması gerektiğinden iki tane kara kazan ocak yakılarak üzerine bırakılırdı. Zaten o zamanki evlerde hem kavurma için hem de su kaynatmak için kazan bulunurdu. Su kaynadıktan sonra ölen kadın ise kadın hoca bir veya iki yardımcısı ile ölüyü yıkamaya başlardı ve ve o mahalle kimsede yaklaşmazdı.

   Şayet ölen erkek ise gelen hoca efendi bir veya iki kişi ile mevtayı yıkar ve kefenlendikten sonra Tabuta bırakılarak hemen ya Garipler veya Akköprü veya Şabaniye mezarlığına doğru hareket edilirdi.

   Bu arada aile yakınları sağa sola haber göndererek akraba ve hısımların, tanıdıklarında cenazeye iştirak etmeleri hususunda haber verilirdi. Her evde telefonun ve şimdiki gibi cep telefonlarını olmadığı o günlerde bu iş hep koşturarak olabiliyordu.

    O zamanlar böyle cep telefonlarının ev telefonları olmadığından aile içindeki veya komşu çocukları şehirdeki uzak mahallelere koşturularak vefat haberi iletilerek cenazeye çağırılırdı.

   Ve biri de doğruca hükümet tabibine giderek ölüm rapor alırdı. Ölüm normal olması durumunda zaten hükümet tabibi kolay kolay gelip bakmazdı ve beyan kâfiydi. Trafik kazası, intihar ve benzeri ölümlerde ancak hükümet tabibi gelip bakardı.

   Vefat eden erkek ise normal bir örtü kadın ise başörtüsü ve kadın olduğunu belirten bir örtü üzerine serilirdi.

    Şimdi ölü evden alınarak camiye götürülüyor ve orada yıkanıp kefenleniyor ve cenaze namazı da camide kılınıyor.

   Oysaki o yıllarda camide yıkama, kefenleme ortamı yoktu. Ne gasil haneler vardı nede yıkama için bir yer. Bu nedenle evde yıkanan kefenlenen ve tabuta konan cenaze ailesinin, hısım, Akrabalarının, yakınlarının, tanıdıklarının iştirakiyle ya Akköprü mezarlığına, Ya Garipler mezarlığına veyahut Şabaniye mezarlığına defnediliyordu.

   Cenaze evden kalktığı için haliyle aile efradının ve yakınlarının feryat ve figanları arasında evden çıkarken sanırsınız ki bir kıyamet koptu.

   Ve en önde hoca efendi olmak üzere edepli ve adaplı bir şekilde usulüne uygun önden ve arkadan cenazeyi tutarak kafile yavaş yavaş Akköprü mezarlığına yol alırken bu arada mahalle veya sokaklardan geçerken görenlerde cenazeye katılırlardı. O yıllarda cenaze mezarlığa defnedilmek üzere götürülürken hiç kimse dünya kelamı etmez saygılı bir şekilde cenazeye katılırlardı. Ve cenaze giderken asla kimse hoca efendinin önüne geçmez onun önünde de yürümezd. Zaten hocalarımız da belli kişiler idi. Aklımda kalanlar; Hafız Hamda Atak, Ömer Hoca, Ali Çalım, Şeyh Reşit Efendi, Çolak Hoca, Aziz Ay Hoca…

   Ve mezarlığa gelindiğinde cenaze musalla taşına bırakılarak orada hazır bulunan cemaat ile namazı kılınırdı.

   Namaz kılındıktan sonra hoca efendi merhum veya merhumeyi nasıl bilirdiniz diye sorar ve cemaatte iyi bilirdik derdi.

   Ve daha sonra haklarınızı helal ediyor musunuz dediğinde:

   - Helal ettik derdi hazır olan cemaat.

   Ve cenaze oradan alınarak kazılan mezarın başına getirildikten sonra ve İslami ieklide kabre indirilirken merhum ve merhumeyi en yakınları kabire inerek öyle bırakırlardı.  Sonra üzerine sallar dizilir ve araları Güzelce küçük sallarla da kapatıldıktan sonra önce sulu bir çamur ve ardından kürekle toprakla örtülürken herkes bir fasıl küreği eline alarak toprak atar ve en sonunda başucuna ve ayak ucuna taşlar dikilir ve bir sırada küçük taşlar dizilirdi.

   Ölü toprağı serpilirken kullanılan kürek elden ele geçmez. Küreği alan kişi birkaç kürek toprak attıktan sonra küreği yere bırakır ve almak isteyen yerden alır.

    İmam olsun, cemaat olsun, Kuran’dan belirli ayetleri okurlar. Bundan sonra, imam “talkın” verir: Ve hoca efendi talkından sonra yine sorardı:

   -Ey cemaat merhum veya merhumeye haklatırınız helal ediyor musunuz dediğinde yine hazır olan cemaat:

   -helal olsun dedikten sonra Fatiha okumayı müteakip, Herkes hep birlikte yürüyerek dağılırdı.

   Daha sonra cenaze evi tanzim edildikten sonra mevsim yaz ise gelenler bahçede kış ise misafir odasında buyur edilir ve taziye kabul edilirken, Gelenlere çay veya kahve ikram edilirken evlerin dar ve müsait olmaması hasebiyle gelen fazla oturmaz ve kalkıp giderdi.

   Çünkü o yıllarda taziye evi diye bir mekân yoktu.

   Ve taziye evinde kadınlar ayrı bir yerde erkekler ayrı bir yerde Kuran, Yasin okurlar ve büyükler dini sohbetlerde bulunurlardı.

    O yıllarda böyle fazla katlı evler olmadığı için yer müsait olmadığından birinci derece yakınların dışında çoğu gelen acı bir çay veya kahvesini içtikten sonra Fatiha okuyup kalkardı. O günkü taziye olan evde malayani konuşmalar, boş konuşmalar da asla olmazdı. Saygıdeğer yaşlı insanlar hep dini sohbetlerde bulunurlar ve o güzelim insanlar zevkle dinlenir ve bu arada acılı insanlarda Ölüm Allahın emri diyerek sabır ve sükûnetle otururlardı.

   Ve üç gün boyunca en başta komşular olmak üzere cenaze evine sabah kahvaltı, öğlen ve akşamları da bakır sini ve kaplarda evde yapılan yemekler getirilirdi. Bundan 50-60 yıl öncesinde kıymalı bile ancak ramazanlarda olabilirdi. Yemek fabrikaları da yoktu. Konu komşu ocak üzerinde, gaz ocağında bin bir meşakkatle yemek yaparlardı ve bundan da büyük keyif alırlardı bir hayırda bulunduk diye.

   Bu adet şimdi kalktı ama o zamanlar vardı. Talkın... En sonunda, ölünün oruç ve namaz borçlarını ödemek, yerine getiremediği sözlerini affettirmek için fakirlere “devir” veya “ıskat” adı verilen usule göre para dağıtılırdı ve bu işlemde özellikle camilerde yapılırdı..

   Üçüncü gün kadınlar ve erkekler mezarlığa giderek kabir ziyaretinde bulunarak ölüye okurlar ve bu arada hatim okunmuşsa bağışlanırdı.

   Ölüm sonrası cenaze sahipleri üç veya yedi hayrı, kırk lokması ve elli iki mevlüdü yapılır. Eğer ailenin durumu iyiyse bütün hayır günlerinde yemek yapılır ve gelen konuklara dağıtılır. Üç veya yedi hayrında helva dağıtılması da adettendi. 

   Kırkında veya elli ikinci gün hayrında yemek verir ve mevlit okutur. 52. günde mevlüt okutulması ve yemek verilmesinin sebebi ise ölünün burnunun 52 günde bedeninden ayrılarak toprağa düştüğü inancıdır. Hayırlarda Kuran okunur, gül suyu dağıtılır ve şeker, şerbet, tatlı ikram edilir.
Ölen kişinin yakınları her dinsel bayramın arife günü mezar başında Yasin ve Kur'an-ı Kerim okur, okutturur.

    Bunların başında ölünün “kırkıncı”, “elli ikinci” günleri n de yörede adet olduğu üzere ya evde veyahut camide mevlit verilirdi. O zamanlar böyle şimdiki gibi paket şekerler olmadığı için akide şekeri alınır ve evde külahlara beşer onar sarılarak verilirdi.

   Ölüyü anma günleri içerisinde “kırkıncı” gün, en yaygın anma günüdür. “Kırkıncı” günde ölen için yemek verilir, helva; dağıtılır; mevlit okutulur; hatim indirilir; “Yasin” okunur, “kırk duası” okutulur. Elli ikinci günde de, mevlit, Kur’an ve “elli ikinci gece duası” okunur, dua edilir; yemek verilir, helva dağıtılır..

   Bu üç gün içerisinde yakın olan komşular, hısım akrabalar radyo açmaz, gramofon çalmaz, eğlenti de yapmazlardı. Çok acil düğün, sünnet olduğu zamanda cenaze sahibinden gelinerek müsaade alınırdı.

   Yas süresince gerek kadın, gerek erkek, gerekse ailenin öteki üyeleri birtakım şeyleri yapmaktan kaçınırlar. Genellikle renkli, süslü şeyler giyilmez; gezmeye, eğlenceye gidilmez, yıkanılmaz, tıraş olunmaz. Bu arada nişan, düğün, sünnet gibi törenler, ya ileri bir tarihe alınır, ya sessiz bir törenle yapılır. Komşular ve akrabalar, ilişki derecelerine göre, birtakım şeylere dikkat ederek yaslı ailenin acısını paylaşmaya çalışırlar.

   Bu arada rahmete giden in ardından gelen bayramlar eskiden kara bayram olarak ilan edilmemesine karşın son yıllarda ölenin sahipleri bu bizim kara bayramımızdır diyerek komşu, akraba, hısım ve tanıdıklara bayramlaşmaya gitmeyerek evlerinde oturarak bayramlaşmaktalar.

   Yeri gelmişken şunu söylemekte fayda var, ben ne çocukluk nede gençlik yıllarımda kara bayram kelimesini asla ve kata duymadım Ve yapıldığına da şahit olmadım. Bu adet seksenli yıllardan sonra bir adet haline geldi. Bunu da burada böylece belirtmiş olmakta fayda var.

    Ne diyelim Allah ölenlere  rahmet kalanlara da hayırlı bir ömür versin.

 

 
Etiketler: Ölüm, Gelenekleri,
Yorumlar
Diğer Yazılar
365 Yıllık yaş destanının öyküsü
Artık israfın önüne geçilmeli
Eski Van’da Ramazan ve Kurban Bayramları
Naim Hoca
GEMİLERDE TALİM VAR
Biz anneden böyle gördük
Vanlıyam şanlıyam
Karınca ezmez şevki
Topkapı sarayı cinayetleri
Fıkraya tahammülü olmayan adam
İmparator Fatih Terim
Çanakkale’de şehit olan bir Mehmetçiğin son mektubu
Bir adam, bir mektup...
Kıbrıs Fatihi
Aşk rubaileri
Âşıktı delikanlı
ALİ HAYDAR BEY VE CEVDET BEY
ADNAN SÜVARİ’NİN GÖZTEPE’Sİ
YAŞ DESTANI'NIN ÖYKÜSÜ
Van’da köy düğünleri
Mustafa Efendi
TOPRAĞIN SESİ
TAYYAR DABBAĞOĞLU
ŞEMSETTİN ÖZDEMİR VE MAZİDEN ESİNTİLER
Van'da sinemalı yıllar
ESKİ DOSTLAR
SEYYİD AHMET ARVASİ
Selim Gülsoy
Nerede kaldı o eski kötü adamlar
Ne ğoş gonuşi bu Vanlilar
O eski Vanlılar
İSMAİL PERİHANOĞLU
Vanda hıdrellez
HA BU DİYAR
KAÇ KİŞİ KALDIK (8)
Kimler geldi kimler geçti
GAYNANAYI ŞİKÂYET
Eski Van’da sünnet merasimi
ESKİ VANDA RAMAZAN ve KURBAN BAYRAMLARI
ESKİ VANDA KOMŞULUK
ESKİ VANDA KOMŞULUK
ESKİ VANDA HALK İNANIŞLARI
Eski Van’da çocuk oyunları
Anılardan bir demet
Ermeni mezalimi hafızalarda
Unutulmayanlar: Enver Dilaver
EDREMİTLİ FATO NENE
DEVR-İ SİYASET
ÇÖKERTMEDEN ÇIKTIM DA HALİLİM
ÇOCUKLUK GÜNLERİ
Van Yemekleri
Biz kaç kişi kaldık?
BEYBABA
Alıştım Sana
64 YILDA NELER OLMUŞ NELER…
BİR ZAMAN (1)
Molla Hamit Ekinci (Hamit Hoca)
Yaşar Kemal
Vankulu Lügati
Ada sahillerinde bekliyorum - I
Süreyya (Sürgünde ölen prenses)
Abdurrahman Somdani’nin öyküsü
Çöpçülerin suçu yok
Kesik Çayır Biçilir Mi?
Haydi Sinemaya
Hayali Hasan Yavaş’ı yarenlikte astılar
Güvercin Uçuverdi
BİRAZ DA GÜLÜMSEYELİM
Gülfem Hatunun ölümü...
Güldüren adamın ağlatan sonu
Guantanamo gardiyanı Müslüman oldu
FUTBOLUN EFENDİSİ
Fil Hadisesi
FAHRETTİN PAŞA - MEDİNE MÜDAFİİ
Sahnedeki Erol Büyükburç
DEĞİRMENBAŞI VE HIDRELLEZ
Cellât, Menderes'e 'o ayakkabılar benim olacak' dedi
Cehennemden kurtuldu
Şöhretten Sefalete Düşen Yıldız
BU MİLLETE UŞAKLIĞI ÖĞRETEMEDİM
Bu Millet O Kadar Zengin Değil
Bodrum Hakimi
BİRAZ EMEK SİNEMASINDAN BAHSETMEK İSTİYORUM
Bir zamanlar EOKA
Şahbağı Efsanesi
Atakan Çelik gönüllerde
Ercişli Emrah ile Selvi Han Hikayesi
Bir zamanlar yeni Van sineması
Bermuda Şeytan Üçgeninin Sırrı
Bir adam, bir mektup...
BEYAZ KELEBEKLER
Bermuda Şeytan Üçgeni
Berlin panteri Turgay Şeren
BEDİR TÜRKÜSÜ'NÜN HİKAYESİ
Bayan Bacak: Serpil Örümcer
BEKÇİ BAKIR
BABA ERENLERDEN…
KAÇ KİŞİ KALDIK (18)
Ayşe Tatile Çıksın
Aşk Rubaileri - Mevlana
Kaç kişi kaldık -17
Aşıktı delikanlı
Aşık Beyhani
Aşan Bilir Karlı Dağın Ardını
İslam'da Ashab-ı Kehf
Arzu İle Kamber Hikâyesi
KAÇ KİŞİ KALDIK (15)
VAN MANİLERİ
MEHMED EFENDİ, VANÎ
Vanlı Köçek Rıza
KAÇ KİŞİ KALDIK (14)
Türkçenin İlk Matbu Eseri: VANKULU LÜGATİ
Kaç kiş kaldık (13)
GELİN KAYNANA ATIŞMASI
KAÇ KİŞİ KALDIK (12)
Eski Van'da komşuluk
ALİ HAYDAR BEY VE CEVDET BEY (ESKİ VAN VALİLERİ)
64 YILDA NELER OLMUŞ NELER…
KAÇ KİŞİ KALDIK (11)
Eski van’da sünnet merasimi
ESKİ VANDA ASKERE GÖNDERME
KAÇ KİŞİ KALDIK (10)
ESKİ VAN'DA ÖLÜM GELENEKLERİ
Adnan süvari ve Göztepe
KAÇ KİŞİ KALDIK (8)
ESKİ VANDA RAMAZAN ve KURBAN BAYRAMLARI
KAÇ KİŞİ KALDIK (7)
Altuna'nın kaderi
AN GELİR ATİLLA İLHAN ÖLÜR
Eski Van’da çocuklara ad koyma
Alamut kalesi
Van’da halk inanışları
Kaç kişi kaldık (3)
Ahlat efsaneleri
7 kişi ile 7-0 kazanılan maç
365 Yıllık yaş destanının öyküsü
Eski dostlar
Unutulmayanlar...Servet Mehterbaşıoğlu
Van Nostaljisi
Van için bir şarkı bestele
Eski Vanı özledim
Eski Banka sokağı
Eski çamlar bardak odu
Anılardaki Yeşilçam
Molla Hamit Ekinci (Hamit hoca)
Babadan gördük
Yaş destanı ve hacı Efdal
Ordunun dereleri
Unutulmayanlar...Servet Mehterbaşıoğlu
Çocukluk arkadaşım Mustafa Sönmez
Çökertmeden çıktımda Halilim
Eski çamlar bardak oldu
Van yemekleri
Sofu baba
Anılardın bir demet
Unutulmayanlar (selim gül soy)
Ali Paşa ağıdı
Kimler geldi kimler geçti
Cengiz Alper anlatıyor
Eski Van’da çocukluk günleri
Eski Van’da 2 Nisan bayramları
Çocukluk arkadaşım Mustafa Sönmez
Vanlıyam şanlıyam
Çökertmeden çıktım da Halilim
Kinyas Kartal
Yayla suyu yan akar, ayağında kundura ve Mahmut bey ağıdı
O eski Van unutulmaz
Kaç kişi kaldık
Eski Van’da misafirlik
Onları unutmadık
Unutulmayanlar… Tayyar Dabbağoğlu
O Eski Van'da
Bir zamanlar yıldız sineması vardı
Eski çamlar bardak oldu
Şemsettin Özdemir ve maziden esintiler
Tevfik Demiroğlu anlatıyor
BİR ZAMANLAR ŞEHİR SİNEMASI
UNUTULMAYANLAR… - ENVER DİLAVER
Çay içen Fato nene
Musikişinas dostlarıma...
İlyas Kitapçı...
BİZLERİ UNUTMA GAZATACI BEG... BİZLERİ UNUTMA...'
ERNİS KÖY ENSTİTÜSÜ
BİR HAYALİ HASAN YAVAŞ VARDI
KAÇ KİŞİ KALDIK
FERİT MELEN ANLATIYOR
GİTMEYİN BE VANLILAR…
Öne Çıkanlar
escort bayan istanbul escort
Ulusal Gazeteler
Bizim Gazete
Alıntı Yazarlar
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Galatasaray
19
0
2
1
6
9
2
Başakşehir
18
0
1
3
5
9
3
Kasımpaşa
18
0
3
0
6
9
4
Antalyaspor
16
0
3
1
5
9
5
Göztepe
15
0
4
0
5
9
6
Beşiktaş
15
0
2
3
4
9
7
Trabzonspor
13
0
3
1
4
8
8
Konyaspor
13
0
2
4
3
9
9
Ankaragücü
13
0
4
1
4
9
10
Alanyaspor
12
0
5
0
4
9
11
Yeni Malatyaspor
12
0
3
3
3
9
12
Sivasspor
10
0
3
4
2
9
13
Bursaspor
9
0
2
6
1
9
14
Kayserispor
9
0
4
3
2
9
15
Fenerbahçe
9
0
4
3
2
9
16
Çaykur Rizespor
8
0
3
5
1
9
17
Bb Erzurumspor
5
0
5
2
1
8
18
Akhisar Bld. Spor
5
0
6
2
1
9
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı