KANUN KAPSAMINDA İŞVERENİN HUKUKİ SORUMLULUĞU NEDİR?
İşveren, işçinin çalışması sebebiyle karşılaşabileceği her türlü tehlikelerden ve zararlardan korunması için önlem almak, işçilerin sağlığını korumak ve güvenliğini sağlamak ve işçiyi gözetmek zorundadır. Bu yükümlülüklerin temel dayanağını TBK m.417 ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu hükümleri oluşturmaktadır.
Madde 417 - İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.
İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.
İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir.
İşverenin, iş sağlığı ve güvenliğine aykırı davranışının idari, hukuki ve cezai yaptırımları bulunmaktadır. Yükümlülüklerine uymayan işveren, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 26. maddesi hükmündeki idari yaptırımlarla karşılaşabileceği gibi, iş kazası sonucunda ölüm veya yaralanma meydana gelmesi durumunda TBK hükümlerine göre hukuki sorumluluğu ve TCK hükümleri gereğince, taksirle öldürme veya taksirle yaralama suçlarından cezai sorumluluğu söz konusu olabilecektir.
HUKUKİ SORUMLULUK KAPSAMINDA DOĞAN TAZMİNATLAR NELERDİR?
Bireysel iş hukuku anlamında bir iş kazası meydana geldiğinde işçiler işverenden tazminat talep edebilir. Bu tazminatlar 1- Maddi Tazminat 2- Destekten Yoksun Kalma Tazminatı 3-Manevi Tazminat Sosyal Güvenlik Kurumu ise iş kazasının meydana gelmesi nedeniyle sigortalı veya hak sahiplerine yaptığı ödemeyi ve bağladığı gelirlerin ilk peşin sermaye değerini şartların varlığı halinde işverene yahut üçüncü kişiye rücu eder.
İşverene rücu edilecek miktar; iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamının kusur karşılığıdır.
Ancak işverenin işçiyi kaçak çalıştırdığı esnada işçinin kaza geçirmesi veya meslek hastalığına yakalanması halinde, Kurumca yapılan ve ileride yapılması gerekli bulunan her türlü masrafların tutarı ile gelir bağlanırsa bu gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri tutarı, kusur aranmaksızın işverene ödettirilir.
Üçüncü kişiye rücu edilecek miktar; sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara kusurları oranında rücu edilir.
KANUN KAPSAMINDA İŞ KAZASI KAVRAMI NEDİR?
İş kazası kavramı tanımlanırken ikili bir ayrım yapılmaktadır: (Sosyal güvenlik hukuku anlamında iş kazası Bireysel iş hukuku anlamında iş kazası. Bu ayrım işverenin sorumluluğun tespit edilmesi noktasında önem taşımaktadır. Eğer yalnızca meydana gelen iş kazası ile zarar arasında bir illiyet bağı varsa sosyal güvenlik hukuku anlamında iş kazası söz konusudur. Keza meydana gelen iş kazası ile yapılan iş arasında uygun bir illiyet bağı bulunması halinde ise bireysel iş hukuku anlamında iş kazası söz konusudur ve işverenin sorumluluğu doğmaktadır. Bireysel iş hukuku anlamında iş kazası aynı zamanda sosyal güvenlik hukuku bakımından da bir iş kazasıdır. Ancak aksi her zaman mümkün değildir.
İş kazasının ayrım yapılarak tanımlanmasının yasal dayanakları bulunmaktadır. Sosyal güvenlik hukuku anlamında iş kazasının tanımı 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda yer almaktadır.
Madde 13 - İş kazası; a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, b) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle,
c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,
d) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,
e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında, hal ve durumlarından birinin meydana gelmesi ile beraber, sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen yada ruhen özre uğratan olay olarak tanımlanmaktadır.
Kanun hükmünden de anlaşılacağı üzere iş kazası, sigortalının işyerinde bulunduğu sırada meydana gelen kazadır. Bu kavram çok geniş tutulduğu için kapsamına hangi durumların dahil olacağı hususu tartışmalıdır. Örneğin işçinin işyerinde kalp krizi geçirmesi sonucu vefat etmesi de bu kapsama dahil edilecek midir?
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2019/3234 Esas, 2020/2115 Karar sayılı ve 09.03.2020 ilamında; sigortalının kalp krizi veya beyin kanaması geçirmesi ile intihar etmesi de iş kazası kapsamında değerlendirileceğini içtihat edilmiştir. Nitekim Yargıtay kararları ışığında ve kanun hükmü esas alınarak geniş bir şekilde tanımlanan sosyal güvenlik hukuku anlamında iş kazası kavramının 'iş olayı' olarak nitelendirilmesi daha doğru olacaktır. Çünkü bu kavram yalnızca kazaları değil beyin kanaması ve kalp krizi gibi kendiliğinden olan olayları da içermektedir. Bu kapsamın geniş tutulmasının sebebi ise Sosyal Güvenlik Kurumunun sosyal koruma alanının işçiler lehine genişletilmek istenmesi dir.
Sosyal güvenlik hukuku açısından iş kazası sayılan durumlarda Sosyal Güvenlik Kurumu çeşitli yardımlarda bulunmaktadır. (Bu yardımlar...
Geçici iş göremezlik ödeneği, Sürekli iş göremezlik geliri, Ölüm geliri, evlenme ödeneği, ve Cenaze ödeneği)
Bireysel iş hukuku anlamında iş kazası ise 6331 sayılı Kanunun 3.maddesinden hareketle öğretide şu şekilde tanımlanmaktadır: İşçinin, işverenin hakimiyeti altında bulunduğu bir sırada, onun için ifa ettiği işten veya dolayısıyla dış bir sebeple aniden meydana gelen bir olay sonucu uğramış olduğu bedensel veya ruhsal zarardır.
6331 sayılı Kanuna göre iş kazası; işyerinde veya işin yürütülmesi nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen yada bedenen engelli hâle getiren olay olarak ifade edilmektedir.
Bu tanımlar ışığında bireysel iş hukuku anlamında iş kazasının meydana gelebilmesi için sosyal güvenlik hukuku anlamında iş kazasının varlığına ek olarak kaza ile yapılan iş arasında uygun bir illiyet bağının bulunması gerekir. Bu durumda işverenin sorumluluğu doğacaktır.
İŞVERENİN CEZAİ SORUMLULUĞU NEDİR?
İşverenin iş sağlığı ve güvenliği kurallarına uyulmaması sonucunda ölüm veya yaralanma meydana gelmişse bu durum suç olarak kabul edilir ve TCK m.85 ve m.89 kapsamında değerlendirilmektedir.
İş kazası nedeniyle ölümden kaynaklanan cezai sorumluluğa uygulanan 5237 sayılı TCK'nın "taksirle öldürme" başlıklı 85 inci madde hükmü şu şekildedir:
"(1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." Uygulamaya baktığımızda 'hiçbir işverenin kendi işçilerine bilerek zarar vermek istemeyeceği' olgusundan hareketle işverenin cezai sorumluluğu taksir çerçevesinde kabul edilmektedir. Bu sebeple taksir kavramı açıklanacaktır der ilgili kanunlar.
Sağlıkla kalın...